7 Temmuz 2012 Cumartesi
Tuvalette Sessiz Olmaya Çalışmak
Bir zihni sinir projesi olarak tuvalatte bir butona basılarak şırıl şırıl su sesi veyahut ani bir zort sesini kamufule edebilecek sesler çıkaran minik bir cihazla bu sorunun çözülmesi gerektiğini düşündüğüm problem. Tabi toplum bu sefer de bak butona bastı kesin zortlatıyor şu an da diyebilir.
Genellemeler Dışı
er kaplumbağa ısırmaz.
halalarda bir annedir.
teyzeler daha annedir.
ha diyince olmuyor.
demeyince hiç olmuyor.
bilinçli ön yargı hoş bişeydir. (örneğin serdar ortaç vb lerine duyduğumuz)
bir erkekte mantı yapabilir. yufka açabilir.
en yükseğe uçan kuş rupel akbabası imiş.
en mikro zaman makinesi saattir bakın hala geleceğe akıyo ama biraz yavaş.
bir yavru su kaplumbağası 5-7 lira arasında değişyor.
plastik şeylerde beslenen su kaplumbağası ölür !
ilk sessiz renkli 1929 da varner bros yapmış adı da karlar altında imiş. new york da gösterilmiş .
ulan yaptığım hiç bir şey olmuyor sorusuna ne yaptın ki ? cevabını vermek ve her şeyi yarım bıraktığını görüp tam başlayacakken tekrar yarım bırakmak tembelliktir
halalarda bir annedir.
teyzeler daha annedir.
ha diyince olmuyor.
demeyince hiç olmuyor.
bilinçli ön yargı hoş bişeydir. (örneğin serdar ortaç vb lerine duyduğumuz)
bir erkekte mantı yapabilir. yufka açabilir.
en yükseğe uçan kuş rupel akbabası imiş.
en mikro zaman makinesi saattir bakın hala geleceğe akıyo ama biraz yavaş.
bir yavru su kaplumbağası 5-7 lira arasında değişyor.
plastik şeylerde beslenen su kaplumbağası ölür !
ilk sessiz renkli 1929 da varner bros yapmış adı da karlar altında imiş. new york da gösterilmiş .
ulan yaptığım hiç bir şey olmuyor sorusuna ne yaptın ki ? cevabını vermek ve her şeyi yarım bıraktığını görüp tam başlayacakken tekrar yarım bırakmak tembelliktir
soğuk günlerin soğuk karşılaşmaları olur. ısıtmayan güneş, boş bakışları sembolize eder böyle günlerde. mutsuzluktan bahsetmişti günday birgün. yatay ve dikey mutsuzluktan. kayra işin içinden çıkardı yaşasaydı. ben de çıkabilirdim yaşamasaydım buna inanıyorum. dondurmasını düşürüp ağlayan çocuğu çok ressam resmetti, çok artist canlandırdı, çok yazar kitaplarına nakşetti. kimse, yerdeki külahı ve yayılmış o dondurmayı görüp ağlayan adamı göremedi ama… geçmişinde ki bir eriyişi hatırlayan o adamı. böyle adamlar hep kadraja sığmaz yada herhangi bir zamanda, herhangi bir yere geçiyordur kameranın arkasında. yevmiyesi 20 liradır ve repliği yoktur. vasıfsızlığına bir isim de bulunmuştur tabii. figüran! figüran bir isimden çok bir soyaddır bizim gibilere. bir aile imajı yalnızlığımızı hep bastırır yahut…
Sinem’den İtiraflar -1
Sevgili anneciğim ve pek muhterem babacığım,
hani hatırlar mısınız, yıllaaaar önce akşam yemeklerinde bir hafta boyunca ayran kıvamında yoğurt yemiş idiniz. bu akşam yediğim yoğurtlu ıspanak anılarımı depreştirdi. vicdan azabı duydum. o yoğurdun akıbetini anlatacağım, zira yıllardır içimde sakladığım bu sırrı artık daha fazla taşıyamayacağımı hissediyorum.*
Sevgili anneciğim, validem, kıymetlim…
hani sen bazen evde olmuyordun ya. hani okuldan eve geldiğimde önceden pişirdiğin yemeği kendime servis yapmak sureti ile yiyordum. hani o zamanlar boyum raflara yetişmediğinden evde ufak çapta bir bardak-tabak soykırımı yaşanıyor idi… he işte; yine bir gün eve geldiğimde ilk durağım her zamanki gibi mutfak olmuştu. tencerenin kapağını kaldırdığımda içindeki ıspanakla göz göze gelmiş idim. kendisiyle kesiştiğimiz süre içinde iğrenç tadından dolayı üzülmeli miyim, yoksa temel reis gibi güçleneceğim için sevinmeli miyim karar vermeye çalışmış idim. mamafih bir sonuca ulaşamadım.
eskiden ıspanaklar damak burardı. yoğurt kırardı biraz o tadı. azıcık bir şeye benzerdi o pirinçli pörsük yapraklar. canım anam; işbu amaç ile buzdolabından yoğurt çıkarayım istedim. istedim de n’oldu? yoğurt kutusu hooop ters yüz oldu, ıspanağım yerine yere yar oldu.
korktum anne. çok korktum. temizlik hastası olan şahsının eve gelince saatlerce bıdı bıdı edeceğinden emindim. çenenden korktum. içimi sıkıntı bastı.
bir yoğurda baktımmm, bir yoğurt kabına…
pratik zeka işledi işte o anda.* minik minik, yumuk yumuk ellerimle yoğurdu tekrar kabına koydum. yerleri bir güzel temizledim. sana da hiçbir şey söylemedim. sen de yedin. hem de kaşık kaşık.
beybabacığım,
senin adına gerçekten üzgünüm. hiçbir suçun yokken o yoğurttan midene yollamış bulundun. hatta yoğurdun kendinden geçmişliğine anlam veremedin, tüm iyi niyetinle bana da ye die ısrar ettin.
üzgünüm. beni affedin.
sizleri seviyorum.
hani hatırlar mısınız, yıllaaaar önce akşam yemeklerinde bir hafta boyunca ayran kıvamında yoğurt yemiş idiniz. bu akşam yediğim yoğurtlu ıspanak anılarımı depreştirdi. vicdan azabı duydum. o yoğurdun akıbetini anlatacağım, zira yıllardır içimde sakladığım bu sırrı artık daha fazla taşıyamayacağımı hissediyorum.*
Sevgili anneciğim, validem, kıymetlim…
hani sen bazen evde olmuyordun ya. hani okuldan eve geldiğimde önceden pişirdiğin yemeği kendime servis yapmak sureti ile yiyordum. hani o zamanlar boyum raflara yetişmediğinden evde ufak çapta bir bardak-tabak soykırımı yaşanıyor idi… he işte; yine bir gün eve geldiğimde ilk durağım her zamanki gibi mutfak olmuştu. tencerenin kapağını kaldırdığımda içindeki ıspanakla göz göze gelmiş idim. kendisiyle kesiştiğimiz süre içinde iğrenç tadından dolayı üzülmeli miyim, yoksa temel reis gibi güçleneceğim için sevinmeli miyim karar vermeye çalışmış idim. mamafih bir sonuca ulaşamadım.
eskiden ıspanaklar damak burardı. yoğurt kırardı biraz o tadı. azıcık bir şeye benzerdi o pirinçli pörsük yapraklar. canım anam; işbu amaç ile buzdolabından yoğurt çıkarayım istedim. istedim de n’oldu? yoğurt kutusu hooop ters yüz oldu, ıspanağım yerine yere yar oldu.
korktum anne. çok korktum. temizlik hastası olan şahsının eve gelince saatlerce bıdı bıdı edeceğinden emindim. çenenden korktum. içimi sıkıntı bastı.
bir yoğurda baktımmm, bir yoğurt kabına…
pratik zeka işledi işte o anda.* minik minik, yumuk yumuk ellerimle yoğurdu tekrar kabına koydum. yerleri bir güzel temizledim. sana da hiçbir şey söylemedim. sen de yedin. hem de kaşık kaşık.
beybabacığım,
senin adına gerçekten üzgünüm. hiçbir suçun yokken o yoğurttan midene yollamış bulundun. hatta yoğurdun kendinden geçmişliğine anlam veremedin, tüm iyi niyetinle bana da ye die ısrar ettin.
üzgünüm. beni affedin.
sizleri seviyorum.
Bir Akıl Hastasının Günlüğü
Kan ter içindeyim. Dudaklarım çatlamış içimdeki ateşten, yatakta bir o tarafa bir bu tarafa dönmekten yorgun düştüm. Zaten son günlerde elimi kaldırmaya bile mecalim yok. Boş boş tavana bakıyorum çoğu gece. Çünkü yapabilecek daha iyi şeylerim yok!Gözlerimi bir an kapatabilmek için neler vermezdim ama ne mümkün. Bazı geceler tavana uzun süre baktığımda şekiller görmeye başlıyorum. Bazı gölgeler görüyorum. Allah’ım sanırım aklımı kaybediyorum.. ve belki de çoktan kaybettim. Birileri adımı sayıklıyor, uzun uzun çağırıyor beni.Dönüp bakmaya korkuyorum. Öyle çok korkuyorum ki artık her şeyden.. karanlıktan, gözlerimi kapamaktan ( üstelik bir an uyuyabilmek için neler vermezdim ), biriyle konuşmaktan, sokağa çıkmaktan ve nefes almaktan…
Beynimi kapatmak isterdim, hiç bir şey düşünmemek. Böylesi daha iyi olurdu gibime geliyor. Bedenim bir demircinin potasında eriyip gidiyor sanki. elimde tuttuğumu sandığım tüm hayatlar hiç benim olmamış zaten. Abidin mutluluğun resmini neden çizemedi şimdi daha iyi anlıyorum; mutluluk belki de hiç var olmadı benim için.Mutluluk diye yaşadığım etkileşimler birer aldanmacaydı belki…
Beynimi kapatmak isterdim, hiç bir şey düşünmemek. Böylesi daha iyi olurdu gibime geliyor. Bedenim bir demircinin potasında eriyip gidiyor sanki. elimde tuttuğumu sandığım tüm hayatlar hiç benim olmamış zaten. Abidin mutluluğun resmini neden çizemedi şimdi daha iyi anlıyorum; mutluluk belki de hiç var olmadı benim için.Mutluluk diye yaşadığım etkileşimler birer aldanmacaydı belki…
Düşünmemem gerek, düşünmemeliyim. ” düşünmemeliyim! “. Neyseki karanlık odamın içine günde birkaç kez sızan, gözlerimi kısmama sebep olan, başıma Ağrılar sokan bu ışık düşünmememi sağlayacak vaadlerle geliyor bana. Neyseki her seferinde hemşire elindeki o ilaçlarla beynimi uyuşturuyor da bir nebze olsun huzur bulduğuma inanıyorum.*
Atalarımız bilmemek değil öğrenmemek ayıp demiş Atalarımız bundan başka daha pek çok şey söylemiş Kanlı canlı TV showları asap bozuyor gecenin bir körü İstesek kolay öğreniveririz ne renktir ünlülerin donu Çok gereksiz şeylere çok çok acayip merak içindeyiz Ne savaşlar oluyor bitiyor, yine biz bu konuların dışındayız Bi de sen çıktın her gördüğüne acaba ki bu nedir diyorsun Bülbüller gibi şakıyorsun ama sen ne konuştuğunu bilmiyorsun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)